Madem ki ışık hızıyla değişiyordu her şey, yeni bir sayfa açma zamanı gelmişti artık. Akmayan, yürümeyen, yerinde sayan eskilerin yerine yenilerini koyma vakti...
Yazmadığım yılların acısını çıkarır mıyım bilmiyorum, ama yazacaksan da yeni bir sayfaya yazmalısın dedi iç sesim.
Yazmadığım yılların acısını çıkarır mıyım bilmiyorum, ama yazacaksan da yeni bir sayfaya yazmalısın dedi iç sesim.
Aslında o kadar çok konuşuyor ki iç sesim, her konuştuğunu yazsam sayfalar alır. Ama sadece konuşması yeterli değil, derinlerde bir yerlerde hissetmem de lazım.
Evet derinlerde yaşıyorum hislerimi, kendimle ilgili öğrendiğim ve yüzleştiğim şeylerden biri de bu. Her ne kadar düşüncelerim daha yüzeysel olsa da, duygularım, gözlemlerim hep derinlerde. O yüzden yetişemiyorum yazmaya, çünkü o kadar çok inişli çıkışlı duyguların yaşandığı bir hale geldi ki benim için son yıllar, tam bir duyguyu sindirip onunla ilgili düşünceyi yüzeye çıkarıp yazacak enerjiyi bulduğumda, farklı bir duygu sarmalının içine çekildiğim farklı bir olay geldi peşine.
Peki neden iki ayrı dünya?
Kabullenmesi zor olsa da 40 yaşıma giderek yaklaştığım bu günlerde, her gün yeni bir farkındalıkla tanışıyorum. Bunların en önemlisi ise, gerek geriye dönüp baktığımda, gerekse bugüne baktığımda hayatın beni hep iki apayrı dünya arasında tercih yapmaya zorluyor oluşu. Benim ise tercih yapmayıp ikisinin de ortasında farklı bir dünya kurma savaşı veriyor oluşum.
Ya çok kalabalık ya çok yalnızlık. Ya iş ya aşk. Ya iş ya aile. Ya aşk ya aile. Ya sevdiğim topraklar ya sevmediğim yabancı memleketler. Hep iki apayrı uç arasındayım.
Belki bu ikiliklerin bazılarında tercih yapıp bazılarında gerçekten savaş vermem gerekiyor. İşte bu düşüncelerle çok meşgul zihnim ve ruhum. Bu yüzden iki ayrı dünya. Çünkü bütün gel-gitlerimin, soru işaretlerimin, derinlerde yaşadığım ruhsal mücadelenin ucu buraya çıkıyor.
En büyük mücadelem, iki dünya arasında yepyeni ve farklı yeni bir dünya yaratmak...
Olduğun neresi olursa olsun sen o dünyayı güzelleştiriyorsun 👍
YanıtlaSilCanımsın ❤
Sil