Ah o nasıl bir koku! Burnumun
içinden usul usul geçip ciğerlerime dolmasıyla içimi ısıtıyor, bayram yerine
çeviriyor ortalığı. Daha içmeden memleketime götürüyor, görmediğim tanımadığım
atalarımla buluşturuyor beni.
Aileden biri gibi tanıdık. Anne gibi,
baba gibi. Belki de ondandır kokusunu duyduğum an içime dolan huzur. Güvendiğim
bütün dalların yaprakları, içine baharat olmuş toplanmış sanki. Güvenlik alanım,
evim, ailem, beni ben yapan, bana ait olan ve ait olduğum her şey nasıl olur da
bir çorba ile bu kadar anlamlanabilir?
Sahi ya, anlam kendiliğinden
olmuyordu. Her şeyin değeri, ona yüklediğimiz anlam kadardı. Ben öyle sevmiştim
ki bu çorbayı, kokusuna ayrı, tadına ayrı hayran kalıp sayısız anlamlar
yüklemiştim farkında olmadan. Tevekkeli değil, altından daha değerli benim
için. Altını para ile satın alabilirim üstelik. Ama tarhanayı alamam. Para ile
satın alamayacak olmak, değerini daha da artırıyordu. Ama sadece para mevzuu değil.
Dedim ya, aileden biri gibiydi o. Anne gibi, baba gibi.
Geçen hafta annem arayıp, “kızım
sana tarhana yaptım” dediğinde, aklımdan bunlar geçmişti. Altı üstü bir tarhananın
benim için bu kadar anlam yüklü olduğunu o gün anladım. Aile gibiydi o. Anne
gibi, baba gibi. Ama belki de en çok anne gibiydi. Belki de en çok annemi
özlemiştim.